22 Aralık 2014 Pazartesi

PEMBE ve YUSUF


Bugünkü konumuz  okumuş olduğum ve etkisinde kaldığım bir kitap ‘’PEMBE ve YUSUF’’.



Pembe ve Yusuf’la tanışmam Tavsiye Kanalının yapmış olduğu çekilişi kazanmamla başladı. Kitap çok kısa bir sürede elime ulaştı ve bende çok merak ettiğim için hemen okumaya başladım. Ancak işlerimin yoğunluğundan dolayı maalesef hemen bitiremedim. İstiyordum ki kitabı hemen bir çırpıda değil de şöyle içime sindire sindire okuyayım.  Belliydi daha başından konusunun bu denli etkileyici ve sürükleyici olduğu. O yüzden de keyfini çıkara çıkara , içime sindire sindire okudum ve bitirdim. Ve şimdi sizlerle de bu kitabı bir nebze de olsa paylaşmak istiyorum.

Kitap Yusuf’un çamurlu çizmelerle pansiyona gelişi ile başlıyor.  Sonra da yıllar öncesine dönüp kitabımızın  kahramanlarını tanımaya başlıyoruz. 


Keder, Doğulu bir ailenin iki kız kardeşten sonra  birde dedesinin öldüğü gün dünyaya gelir. İşte o an başlar Keder’in  dramı. Babası tarafından hem kız doğduğu, hemde dedesinin (babasının babası) öldüğü gün doğduğu için Keder adı verilir. Daha küçücük yaşında kendisinden oldukça büyük İsmail’le evlendirilir. Üstelik ablası Gülistan dururken. Sırf babası onu  sevmediği ve hor gördüğü için. Küçümen gelin der ona Kayınbabası, babasından görmediği sevgiyi onda görür. Onu koyar babasının yerine.  İsmail’de tam tersi bir o kadar huysuz ve geçimsizdir. Katlanır Keder , kocasının yaptığı her türlü eziyetine dayağına. 2 oğlan çocuk doğurur , saçını süpürge eder ama yine yaramaz kocasına. Bir gün yeni bir haberle çıkar gelir kocası. İstanbul’a taşınma kararı almıştır.  Kimseye danışmadan , sormadan. Biraz umutlanır Keder. Yeni bir ev, yeni bir şehir, yeni bir hayat olur diye. Ama maalesef umduğu gibi olmaz. Sonra kocasının yeni eve yeni çocuk isteğiyle yeniden hamile kalır. Önce 1 kız sonra  1 erkek  daha doğurur. İşte burada meydana çıkar hikayemizin baş kahramanları Pembe ve Yusuf.  İki kardeşin öyküsü.
    Ne benim sözüm geçer bu iklimde
          Ne de senin
     Böyle gelmiş böyle gider
           Son söz TÖRE’NİN.

Birbirlerine delicesine düşkün iki kardeşin,
Pembe ile Yusuf’un sızılı ve çarpıcı öyküsü.
Ezenler ve ezilenlerin amansız savaşımı.
Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın değişmez kaderi…

Törenin kara gölgesi renklerin üzerine çökerken,içlerinde en gariban gördüğü ‘’pembe’’ye vermişti önceliği.
Soluğu kesildi ‘’pembe’’nin, beti benzi attı. Güzelim rengini yitiriverdi. Varlığını sürdürmekle yok olmak arasındaki ince çizgidde asılı kaldı.

Tıpkı yaşamın içindeki gerçek PEMBE’ler gibi…


Ben gerçekten bu hikayeden çok etkilendim. Kimi zaman kızdım öfkelendim, kimi zamanda bir o kadar acıdım, sahiplendim. İçinde bulunduğumuz bu acımasız dünyanın bir kez daha acıtan yüzünü gördüm. Bizler kendi dünyalarımızda yaşarken kim bilir kimlerin içlerinde buna benzer  fırtınalar kopuyor.  Kim bilir kimler 'TÖRE' yi yaşıyor. Sizde bir nebze olsun hayatın gerçekleriyle yüzleşmek ,hayatın acımasızlığı ile karşı karşıya kalmış insanların yaşadıklarını paylaşmak istiyorsanız PEMBE ve YUSUF'u mutlaka okumalısınız. Belkide hayatınıza dair bir şeyler bulacaksınız.

Hoşçakalın.

Sevgiyle kalın...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...